HAKAN ÜREY VE PATENTLERİ TİCARİLEŞTİRME BAŞARISI

01 Aralık 2010 | Yazar: admin | Kategori: Röportaj

1992 yılında ODTÜ’de lisans derecesini, 1997 yılında Georgia Institute of Technology’nin Elektrik Mühendisliği bölümünde doktorasını tamamladıktan sonra dört yıl kadar Amerika’da çalışmalarını sürdüren Doç. Dr. Hakan Ürey, 2001 yılında Türkiye’ye döndü. O tarihten itibaren Koç Üniversitesi’nde Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmakta olan Ürey, doktora sonrasında araştırma mühendisi olarak çalıştığı Microvision Inc.’in ona kattığı patent bilinci sayesinde Türkiye’de patent sahibi olan az sayıda öğretim üyesinden biri. Aynı zamanda Ankara Patent’in değerli müşterilerinden biri olan Hakan Ürey, bizi kırmayarak kendisine yönelttiğimiz sorulara cevap verdi.


Hakan Bey, buluş yapmaya ilk ne zaman başladınız?

Ben, İzmir Fen Lisesi mezunuyum. Fen Lisesi’nde okuyunca, haliyle diğer liselere göre daha çok deney yapıyorduk. Lise 3’te Fizik olimpiyat hazırlıklarına katılmıştım. Bizi bu hazırlıklar için ODTÜ’ye kampa götürmüşlerdi; bu süreçte fizik bölümü hocaları birkaç hafta boyunca bizi eğitmişlerdi. Bu tecrübe benim olaylara bakışımı değiştirdi. Açıkçası o zamana kadar bilimsel yatkınlığım olduğunu hiç düşünmemiştim. “Küçükken oturup deneyler yapardım” diyemem; ben top peşinde koşturmayı seviyordum. Ama bu kamp dönemi hayatımda bir dönemeç oldu. Bu sayede ilk kez üniversite hocalarıyla yakınlaştım. Sonrasında üniversite döneminde sadece derslerimizde gördüklerimiz ile sınırlı kaldı akademik merakım, ek bir çalışmam olmadı. ODTÜ’de hocalarımızı sadece derste görebiliyorduk, ders dışında bir iletişimimiz olmuyordu. Doktoraya gittiğim zaman biraz daha yaratıcı şeyler yapmaya başladım. Ama esas olarak Amerika’da doktora sonrası Microvision’da çalışmaya başladığımda her şey değişti. Küçük bir firmaydı ve ellerindeki en önemli sermaye fikri haklardı. Şirket patent sahibi olmadığı zaman, şirketin hiçbir değeri olmayacağını düşünüyordu. Her şey tamamen patente endeksliydi. Orada hayatımda ilk defa patent sahibi olan insanlarla tanıştım. Onların nasıl çalıştıklarını görünce o süreci öğrenmeye başladım. Mesela bir toplantıda yeni bir şeyden bahsedilirken “Bu patentlenir mi acaba?” diye heyecanlanıyorlardı. O an, o toplantı beyin fırtınası yapmak için değildi belki ama birisi teknik bir şey söylediği zaman “Bu acaba patentlenir mi? Buna bir bakmak lazım.” diyorlardı. Onun üzerine bende de yavaş yavaş şimşek çakmaya başladı. Önceden patent üstüne düşünmüşlüğüm de yoktu. Bazı şeylerin farkına varabilmek için gerçekten de o kültürle yetişmiş insanların arasında bulunmak gerekiyor. Ondan sonra, kendi aklıma gelen fikirler için de “Acaba bu patentlenebilir mi?”diye düşünmeye başladım. Resmen buluşçu olma sürecim bu şekilde, Microvision’da çalışırken başladı.

Çok uzun yıllar Amerika’da kaldıktan sonra neden Türkiye’ye döndünüz?

Türkiye’ye dönmemeyi hiç düşünmedim. Hatta eşimle doktora biter bitmez dönelim diye düşünüyorduk. Önce ben gitmiştim, sonra o katılmıştı bana. Doktora bitince, iş de bulunca “Hadi biraz daha kalalım; böyle bir tecrübe de olsun” dedik. Döneceğimiz zaman konusunda emin değildik, birkaç yıl daha kalırız diye düşünüyorduk ancak Koç Üniversitesi’nde çalışmak gibi bir fırsat doğunca, bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini düşündüm. Mühendislik fakültesinin açılışının 2. yılında Türkiye’ye temelli döndük. Dönüş zamanımızın belirleyicisi Koç Üniversitesi olmuş oldu böylece.

Şimdi nasıl buluş yapıyorsunuz? Bir gereklilik doğuyor da bunun üstünde mi düşünmeniz gerekiyor yoksa sipariş üzerine mi buluş yapıyorsunuz?

İki türlüde olabiliyor açıkçası. Yeni fikirler en çok konferansa gittiğim zamanlarda aklıma geliyor, bunları defterime not etmeye çok önem veriyorum. Birisinin konuşması çok ilgimi çekiyorsa dinliyorum ve bu bizim nasıl işimize yarar diye düşünmeye çalışıyorum; konuşma çok ilgimi çekmiyorsa defterimde bir önceki konuşmadan aklıma takılan bir fikre yoğunlaşıp hesap kitap ve basit çizimler yapmaya başlıyorum, onların fikrini biraz daha ilerletebilir miyim diye defterime notlar karalıyorum. Akşam otelde de yalnız olduğum için daha fazla düşünecek zamanım oluyor. O sayede aldığım notları dönüşümde yeni bir projeye dönüştürebiliyoruz. Projenin mutlaka yenilikçi bir tarafı olması lazım. O fikirleri kullanarak yeni bir şeyler çıkartmaya çalışıyoruz. Gidip birileri benden önce bunu yapmış mı diye bakma alışkanlığım yok. Kendim yapabildiğim kadar o fikri ileri götüreyim istiyorum. Tabi sonradan birinin bunu zaten yapmış olduğu ortaya çıkıyor bazen ama gidip araştırmaktan ziyade öncelikle fikri kendim olgunlaştırma alışkanlığındayım, . Benim çalıştığım fotonik ve mikro-mekanik sistemler gibi konularda oldukça fazla birikim ve tecrübe gerekiyor. Yani sıfırdan, bu konunun eğitimini almamış birisinin bu konularda buluş yapması zor. Ancak birlikte çalışarak genç buluşçular için de fırsatlar yaratılabiliyor. Ben de bildiklerimi öğrencilerime aktarmaya çalışıyorum. Şu ana kadar Koç Üniversitesi’nde 8-9 adet öğrencilerimin de ortak buluş sahibi olduğu patent başvurumuz var, bazıları firmalara lisanslandı. Bir makale yazdığınız zaman, ortak yazar olmak için koşul genel olarak, yazılan makaleye bir şekilde katkıda bulunmuş olmaktır. Ancak buluşun farklı bir yönü var. Fikrin orijinal bir fikir olması ve buluşçunun o orijinal fikirlerin oluşumuna katkıda bulunmuş olması gerekiyor. Fikrin çalışacağını göstermek patent başvurusunda ortak buluş sahibi olmak için yeterli değildir. Ben bir şey söyledim, o da gitti üretti ya da simülasyonda yapıp, çalıştığını gösterdi diye buluşçu olunmaz. “Burada birazcık senin de fikrinin olması lazım, düşün bakalım başka ne olabilir?” diyerek ben öğrencilerimi biraz zorluyorum. Bazı istemleri için rahatça “evet onun fikri” diyebiliyorum böylece ortak buluşçu olarak onları da yazabilmek için kendilerini zorluyorum. Gerçekten de somut olarak katkıları bulundu; birçok patentte öğrencilerimi de gönül rahatlığıyla yazma şansım oldu. Master seviyesinde olup patenti olan öğrencilerim var. Öğrencilerin de dahil olduğu patent alma durumu sırf Türkiye’de değil dünyada da az.

Kaç patentiniz var?

Bildiğim kadarıyla 20; ilave olarak birçoğu da başvuru aşamasında (belki 10-15 tanesi), değişik aşamalarda olanlar da var. Biliyorsunuz patent alma süreci çok uzun. Bazısının başvurusunu yapalı 4-5 yıl oldu. O yüzden yayınlanan sayısıyla toplamda 19-20 sanırım şu an.

Patent masraflarını finansmanını siz mi karşılıyorsunuz?

Neyse ki ben değil. Şimdiye kadar ki çalışma modelim aslında kısa vadeli bir korumayı kendi olanaklarımla sağlamak (Mesela Amerikan Provisional (geçici) Patent Başvurusu yaparak). Bu bana firmalarla biraz daha rahat konuşma şansı veriyor. Firmalarla görüşmek ve lisanslamak için o sırada bir yıllık bir zamanımız oluyor. Yayın yapmayı da erteliyoruz çünkü Amerika için o yıl içinde yayın yapsanız da patent alınmasına engel değil ama global düşündüğünüzde bunun engel olabildiği yerler var. Patente söz konusu olan fikirleri direk yayına koymuyoruz. Ancak o zaman zarfında müşteri bulamazsam yayınlıyorum. Bazısına da eğer müşteri bulursak masrafları ilgili firmaya ödetiyoruz, biz buluşçu olarak geçiyoruz. Sanırım bundan sonra Üniversite olarak kendimiz daha fazla patent alma ve sonradan lisanslama yoluna gideceğiz.

Hiç bir fikrinizin çalındığı oldu mu?

Açıkçası hiç öyle hissettiğim olmadı. Microvision’da çalışırken güzel bir şirket kültürü vardı. Mesela bir toplantıda beş altı kişi oturup da konuştuğunuz zaman ortaya bir fikir çıkıyorsa, bir buluş açıklaması yazılıyorsa ve toplantıda ki herkes de ağzını açıp fikrini söylemişse yani sessiz kalmamışsa, o fikrin olgunlaşmasına, gelişmesine katkıda bulunmuş sayıyorduk ve daha çok herkesi patente dahil etmeye gayret ediyorduk. Bu genel yaratıcılık kültürünü çok arttırıyordu. İnsanlarda bazen bu fikirde benim katkım olmadı deyip isimlerini sildirirlerdi. Fakat tedbirli olmak için daima yazarak not tutmak lazım, sayfaya tarih atmak, önemli bir şeyler var ise de birisine şahit olarak sayfanın altına imzalatmak en doğrusu. İleride bir fikir ile ilgili değer oluşur ise bu defterler kanıt sayılıyor.

Bir fikir; fikirden fikir ürününe, oradan patente, patentten de ticarileşme sürecine gelişirken her aşamada ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Patent belgesi alamadığımız için çok pişman olduğumuz fikirler var. Mesela 1999’da yazdığım bir fikrim vardı şimdilerde çok popüler olan LCD’ler için LED backlight unit kullanıldığında ışığın homojen olarak dağıtılması konusu da yazdığım fikrin uygulamaları arasında idi . Şirketin patent gözlem komitesinde incelenmişti, bir şekilde iyi anlaşılamadı. Komiteye kendim anlatsaydım sonuç belki farklı olurdu ama patent başvurusu yapılmadı o zaman için. 4-5 yıl sonra, o fikir oldukça kıymetli bir şey oldu, tabii bizden önce birileri belki de bununla ilgili bir patent almıştı ben bakıp incelemedim ancak ticari değeri yüksek bir şeye dönüşme potansiyeli vardı. Geriye dönüp baktığımızda, aslında biz bunu alsaydık diye konuştuk sonradan ama… İşte böyle kaçırılmış fırsatlar da var. Bunun öngörüsünü yapmak çok zor. Kimsenin de sonsuz kaynağı yok. Gelen fikirlerden hangisi daha iyi anlaşılmışsa ve kısa vadede değerli bir şeye dönüşeceği öngörülmüşse ona öncelik tanınıyordu. Bir de bazen buna patent almalı mıyız; yoksa ticari sır olarak mı tutmalıyız diye de bakıyorduk. Bu ayrımları iyi yapmak lazım. Şirket olsun, üniversite olsun, iyi işleyen bir sürecin olması lazım. Buralarda zorlandığımız zamanlar oldu. Benim zaman zaman patent komitesinde olduğum zamanlarda da karşılaştığımız zorluklar bunlara benzerdi.

Hangi kanallarla müşteri buluyorsunuz? Müşteri mi sizi buluyor siz mi müşteriyi buluyorsunuz?

İki şekilde de bulduğum oluyor. Bir şekilde eski ilişkilerim sayesinde buluyorum. “Bu şirket bununla ilgilenir” diye düşünüp onlara sunuyorum. Mesela Fraunhofer Enstitü’de lisansladığımız şeyler vardı. Ben oradaki grubun başındaki kişiyi başka vesilelerle tanıyordum. Birlikte bir konferans yönetmiştik. Aramızda akademik ilişki vardı. Ama ilişkimiz iş ilişkisine dönüştü. Ben gidip enstitünün müdürüne “Böyle bir şey var, ilgilenir misiniz?” diye sorduğumda, onlar alır bunu çalar gibi bir endişeyle yaklaşmıyordum. Arkadaşım olduğu için gayet rahat yaklaşıyordum. Onlarda da kişisel çıkar söz konusu olmadığı için (bir enstitü için çalışıyorlar), konu akademik olduğu için biraz daha rahat konuşulabiliniyor. Ama bir şirketteyken dışarıyla konuşmak çok zor. Akademik olunca gizliliği o kadar önemsemiyoruz açıkçası. Herkes de dürüst davranıyor. Senden duyduğu bir fikri kendi fikriymiş gibi kullanana ben rastlamadım. O yüzden güven esası önemli. Hep de akademik ya da ticari ilişkilerim sonucu tanıdığım kişilere yanaştım. Onlar da ilgilendiler.

Müşterileriniz genelde yabancılardan mı oluşuyor?

Yurt içi müşterilerim de var, mesela ASELSAN. Gayet iyi giden bir projemiz var. Patent başvurusu birlikte yapıldı sonra zaman içinde birden fazla başvuruya dönüştü. Birkaç yıl geçmiş olmasına rağmen başvuru hala sonuçlanmadı mesela. Sonuçlanma aşamasında herhalde, inceleme raporları geldikçe sürekli inceliyoruz. Şimdi yeni başvurular üzerinde çalışıyoruz kendileriyle. Projenin devamını yapacağız. Patent aslında projenin başlamasında etkili oldu. Biz elimiz kuvvetli çıkmış olduk karşılarına. “İşte bakın böyle bir şey var, bunun patentini de alabileceğimizi düşünüyoruz.” dediğimizde şirketler daha çok ilgileniyorlar.

Hep ileri teknoloji ürünler üretiyorsunuz sanırım?

Evet.

Türkiye sizin yaptığınız çalışmalardan ne kadar haberdar, bu konuda ödüller aldınız mı?

Birlikte çalıştığımız kişiler dışında pek haberdar olunduğunu sanmıyorum. Patent’in önemli olduğu söylenmek ile birlikte ben bu konuda öğretim üyeleri için inovasyona yönelik bir ödülden haberdar değilim. Türkiye Bilimle akademisinin GEBİP (Genç Bilim İnsanlarını Ödüllendirme Programı) ödülü ve TÜBİTAK’ın teşvik ödülünü aldım. Yayınlarımdan dolayı ödüllerim var ama patentle ilgili sanırım sadece Microvision firmasından her yıl aldığım plaketler var.

Ankara Patent ile nasıl tanıştınız?

Ankara Patent ile bizi ASELSAN tanıştırdı. Provisional patent başvurusu yapmıştım. Onu normal patente çevirmek istediğimde Ankara Patent ile tanıştım. Bana süper bir Amerikalı avukat buldunuz. Avukatım konuları çok iyi anladı ve birlikte çok iyi çalıştık, bana çok yardımcı oldu. Sizden bir patent mühendisi arkadaş ile de zaman içerisinde çalıştık, bundan sonrada sizlerle çalışmaya devam edeceğimize eminim.

admin
admin


Yorum Yapın




Kategoriler---------------

Blog Yazarları

    Attila Gursel Aysu Dericioğlu Egemen Ekin Dericioğlu Kurt Gonca Adalı Başmakcı M. Kaan Dericioğlu Mevlüt Kutlar