6769 SAYILI SINAİ MÜLKİYET KANUNU’NUN OTOMOTİV SEKTÖRÜ İÇİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER

10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK), otomotiv sektöründeki Sınai Mülkiyet hakları bakımından da önemli değişiklikler getirmiştir. SMK, ülkemizde tüm sektörler için nitelikli sınai mülkiyet yapısı kazandırmayı, uygulamada yaşanan sorunları gidermeyi, başvuru ve tescil süreçlerini hızlandırmayı ve sınai mülkiyet mevzuatının uluslararası anlaşmalar ile Avrupa Birliği (AB) mevzuatına uyumunu arttırmayı hedeflemektedir.

SMK’nın getirdiği önemli değişikliklerden en çok etkilenen sektörlerden birisi de otomotiv sektörü olmuştur. Gerek marka gerekse Tasarım Hukuku açısından yeni getirilen hükümler ile uygulamada yaşanan sorunlar çözülmeye çalışılmış olsa da söz konusu yeniliklerin yeni soru işaretlerini de beraberinde getirdiği görülmektedir. Yeni kanunun otomotiv sektörü açısından getirdiği bu değişiklikler aşağıda detaylı olarak hem marka hem de tasarım hükümleri çerçevesinde incelenecektir. Ancak buna değinmeden önce, belirli tanımları vermemizin doğru olacağını düşünmekteyiz.

Bilindiği üzere, otomotiv sektöründe sınai mülkiyet hukuku açısından önem arz eden terimlerin başlıcaları yedek parça, eşdeğer parça ve birleşik üründür.

Otomotiv sektöründe yedek parçalar sadece üretim sürecinde değil; tamir amaçlı da kullanılmaktadır. Yedek parçalar aracın üretimi esnasında kullanılan parçalarla aynı kalitededirler. Günümüzde araç sayısının artmasıyla birlikte yedek parça ihtiyacı da her geçen gün artmaktadır.

Eşdeğer parçalar orijinal yedek parçalardan farklıdır. Eşdeğer parçalar aracın parçaları ile aynı kalitededirler, ancak bu parçalar aynı üretim standartlarına göre üretilmemişlerdir. Bu durumda, eşdeğer parçalar orijinal parçalarla aynı bazen de daha iyi kalitede olup ancak farklı maddelerden üretilmiş ya da farklı renklerde boyanmış olabilirler. Hazine Müsteşarlığı’nın 2015/2 sayılı 13.01.2015 tarihli genelgesinde eşdeğer parçayı şu şekilde tanımlanmıştır: Eşdeğer (muadil) parça, bir motorlu aracın montajında kullanılan esas-orijinal parçaların değiştirilmesi amacıyla üretilen, ilgili yasal mevzuat, yönetmelik, standart, teknik düzenleme çerçevesinde belirlenen deney, muayene metotlarına göre orijinal parçayla kütle, boyut, malzeme ve işlevsellik vb. kıyaslanarak tespit edilen kriterlere uygunluğu, akredite bir kuruluş tarafından belgelendirilmiş parçadır”.

Birleşik ürün ise; ürünün sökülüp takılmasını mümkün kılan birden çok parçanın oluşturduğu üründür. Birleşik ürün dendiğinde literatürde iki tanım daha karşımıza çıkmaktadır. İşlevsel zorunluluk taşıyan (Must Fit) parçalar, teknik fonksiyonunu icra edebilmesi için belli bir biçimde yapılması ya da tasarlanması zorunlu olan parçalardır. Bu tür parçaların monte edilebilmesi veya bağlanması için, ancak belli bir şekilde yapılması (tasarlanması) zorunludur. Bu zorunluluk teknik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Görsel zorunluluk taşıyan (Must Match) parçalar ise birleşik ürünün görünümüne bağımlı olan parçalardır. Bu tür parçalar, birleşik ürünün genel görünümüne bağımlıdır. Bu parçaların, birleşik ürünün görünümüyle uyum sağlamaları için belli bir biçimde yapılmaları zorunludur.

Yukarıda verilen tanımlardan yola çıkarak, yeni kanunun otomotiv sektörü açısından getirdiği yenilikler aşağıda 2 başlık halinde incelenmektedir:

 

  1. A) Marka Hukuku Açısından

Eski mevzuat olan 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin(KHK) 12. maddesinde yer alan adil kullanım hakkının kaynağını, özellikle aksesuar, yedek parça gibi malların ya da hizmetlerin kullanım amacını göstermek açısından zorunluluk bulunan hallerde başkasına ait markanın kullanılabileceği anlayışı oluşturmaktadır. Bu hükme göre, bir işletmenin, bir başka kişi tarafından üretilen mallar için yedek parça, aksesuar üretmesine ve bunların dağıtımını yapmasına, hukuken bir engel yoktur. Bu çerçevede üretilen aksesuarın esas malı üreten işletmeden kaynaklanmış olduğu izlenimi uyandırılmadığı müddetçe, üretilen bu yedek parçanın ya da aksesuarın, belli bir markayı taşıyan mallara uygun olduğu şeklinde reklam yapılması da marka sahibinin iznine bağlı değildir.

Bu konuda Adalet Divanı’nın 23 Şubat 1999 tarihinde verdiği C-63/97 sayılı kararı ile üretici işletmenin satış ağına dahil olmayan, ancak üreticinin araçlarının ikinci el satışı ve bakım onarımı ile çalışan garaj işletmelerinin üreticiye ait markayı kullanmasının şartları belirlenmiştir. Mr. Deenik, Hollanda’da bir garaj işletmektedir ve BMW otomobillerinin ikinci el satışı ve bakım onarımı ile ilgili olarak reklam yapmaktadır. Oysaki BMW, Hollanda’da araçlarını BMW Nederlands BV yardımı ve denetimi ile kurduğu satış ağı ile gerçekleştirmektedir. Mr. Deenik bu ağa dahil değildir. BMW, Hollanda mahkemelerinde Mr. Deenik’in reklamlarında, kamu açıklamalarında ve her türlü ilan ve afişte BMW markasını kullanmasını yasaklamak ve tazminat almak amacıyla dava açmıştır. Dava sonucunda Divan şu karara varmıştır: Topluluk Markaları Hakkındaki Direktife göre; BMW markasının sahibi, garaj sahibinin BMW araçlarını bakım ve onarım işinin yapıldığını veya bu araçların yeniden satışında veya bakım ve onarımında uzmanlaşmış olduğunu veya uzman olduğunu kamuya duyurmak amacıyla BMW markasını kullanmasını yasaklayamaz. Eğer BMW markası garaj ile BMW arasında bir ticari bağlantı varmış gibi özellikle garaj BMW dağıtım ağının bir parçasıymış gibi sahte bir imaj yaratabilecek şekilde kullanılırsa, o zaman bu kullanım yasaklanabilir.

Bu kararın tam aksi bir karara örnek olarak da yine Adalet Divanı’nın C-500/14 sayı ve 06.10.2015 tarihli Ford/Wheeltrims kararı verilebilir. Bu kararda tekerleklerin jant kapaklarını üreten bağımsız yedek parça üreticisinin orijinal görünümü sağlamak için bu kapakların üzerinde olan araba üreticisi şirketin de markasını kullanıp kullanamayacağı hususu tartışma konusu olmuştur. Olayın gerçekleştiği İtalya’da yedek parçalar hukuki koruma dışındadır. Ancak Ford şirketi İtalyan üreticisinin bu jant kapakları üretiminde kendi markası olan “Ford” yazısını orijinaline uygun olarak kapak üzerinde kullanmasını marka ihlali olarak değerlendirmiştir. Adalet Divanı da yedek parça konusunda tamir amaçlı kullanım için orijinalle aynı şekil ve ebatlarda üretimin bir zorunluluk olduğunu ancak marka hukukundan kaynaklanan ve hak sahibine tekelci yetki veren bir hak olarak markanın sadece sahibi veya onun izin verdiği kişilerce kullanılabileceğine karar vermiştir. Sonuç itibariyle bağımsız yedek parça üreticilerinin ürettikleri yedek parçalar üzerinde orijinal ürünün markasını sırf orijinalle aynı görüntüyü vermek için kullanamayacakları sonucuna varılmıştır.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7. maddesinde marka hakkının kapsam ve istisnaları düzenlenirken, maddenin 5. fıkrasında üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde markanın kullanılması durumunu düzenlemektedir. Bu madde 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki KHK’nın 12. maddesinin yansımasıdır.

Bu hüküm düzenlenirken 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğünün 12. maddesi ve 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifinin 14. maddesi esas alınmıştır ve yeni kanunun söz konusu hükmünde aslına uygun bir dil kullanılmıştır. Belirtmek gerekir ki en büyük yenilik; c bendinde markanın aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hallerde kullanılmasının marka sahibinin izini olmaksızın mümkün olmasındadır; yani söz konusu durum marka sahibi tarafından önlenemeyecektir.

Bu noktada belirtmek isteriz ki, şu an yürürlükte bulunan SMK’nın 7. maddesinin 5. fıkrası göz önüne alındığında yedek parça üzerinde markaların kullanılmasının engellenemeyeceği net olarak anlaşılmaktadır. 

 

  1. B) Tasarım Hukuku Açısından

Eski mevzuat olan 554 sayılı Tasarımların Korunması Hakkındaki KHK’da görsel zorunluluk arz eden yedek parçaların hukuki koruması şu şekilde düzenlenmiştir: Bir yedek parça, tek başına yeni ve ayırt edici nitelik taşıyorsa, herhangi bir ürünün tasarımı gibi 25 yıllık korumadan faydalanacaktır. İşlevsel zorunluluk arz eden parça tasarımları (must fit) koruma kapsamı dışındadır. Görsel zorunluluk arz eden parça tasarımların kullanılması (must match) ise, şu şartları birlikte taşımak kaydıyla ihlal sayılmaz;

– Tasarlanan veya tasarımın uygulandığı ürünün, piyasaya ilk sürüldüğü tarihten itibaren 3 yıl geçmiş olmalı,

– Tasarlanan ürün yedek parça, birleşik bir ürünün örneğin otomobilin bir parçası olup, görünümü bu birleşik ürüne bağımlı olmalı,

– Yedek parça tasarımı, birleşik ürüne orijinal görünümünü yeniden kazandırmak üzere onarımda kullanılmalı,

– Onarım için kullanılan ürünün, kaynağı konusunda kamuoyunu yanıltılmamalı

 

6769 sayılı SMK’da da eski KHK ile paralel olarak birleşik ürünün görünümüne bağımlı olan parçaların, birleşik ürüne orijinal görünümünü yeniden kazandırmak üzere onarım amacıyla ve bu parçaların kaynağı konusunda yanıltıcı olmamak şartıyla tasarımın piyasaya ilk sürüldüğü tarihten 3 yıl sonra kullanılmasının tasarım hakkının ihlali sayılmayacağı belirtilmiştir. (Madde 59/4)

 

Bahsi geçen onarım amaçlı kullanım, tasarım hakkının istisnasını oluşturur. Onarım amaçlı kullanımın genel prensipleri ve amacı düşünüldüğünde AB ile uyum içinde olmak amacıyla özellikle bu şekilde düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır. Onarım amaçlı kullanım özellikle otomotiv piyasasında söz konusu olduğundan bu hükümler en çok otomotiv piyasasını etkilemektedir.

Bu çerçevede, 1990’lardan beri AB’de bazı yedek parçaların tasarım hakkı olarak korunmalı mı korunmamalı mı hususu önemli bir tartışma konusu olmuştur. Tartışmalar büyük ölçüde otomobil üreticileri ile bağımsız yedek parça üreticileri arasındaki otomotiv endüstrisindeki çatışmaya odaklanmıştır. Otomobil üreticileri, satış sonrası kârlı piyasa göz önüne alındığında yedek parça tasarımları için yüksek bir koruma seviyesi isterken, bağımsız yedek parça üreticileri ise yedek parça pazarındaki kısıtlamaların kaldırılmasını istemektedir.

Bu çatışmanın sonucunda yedek parçaların tasarım hakkı kapsamında korunması konusundaki genel ilke kanuna uygun olarak “must fit” ve “must match” tasarımlar olarak sınıflandırılmıştır.

AB kuralları çerçevesinde, bütün bir otomobilin tasarımına ek olarak, yedek parçalar, alaşım jantlar, tamponlar veya bir araba ızgarası belirli koşullar altında görünür olduğu sürece yenilik ve ayırt edicilik kriterlerini taşıyorsa tasarım korumasından faydalanmaktadırlar. AB uygulamasının altında yatan temel neden, üreticileri tasarımlara yatırım yapmaya teşvik etmek için, tasarım korumasının erişilebilir, modern ve etkili bir hukuksal korumaya sahip olmasıdır.

Otomobil parçalarında, özellikle tasarım koruması için, “görünür” ve “görünmez” parçalar arasında bir ayrım yapılmaktadır. İsminden de anlaşılacağı üzere doğrudan görünür olan parçalar vardır, örneğin çamurluklar, farlar vb., görünür olmayan parçalarına da fren balataları örnek verilebilir.

Topluluk Tasarım Haklarına Dair Yönetmelik’in (CDR) 8/2. maddesine göre, eğer ki bir yedek parça, bir ürünün görünümü için zorunlu şekil ve boyutlarda üretilerek söz konusu ürünün işlevinin yerine getirilmesi için ürüne dahil edildiyse tasarım korumasına dahil edilemez. Otomotiv endüstrisi bakımından ‘‘must fit’’ parçaya örnek olarak egzoz boruları veya bağlantı kovanları verilebilir. Normal kullanım sırasında görülemeyen birleşen parçalar ya da teknik işlevi kesin olarak belirlenmiş parçalar her halükarda Topluluk tasarım korumasının dışında bırakılmıştır.

Bu konuda gerek Topluluk hukukunda gerekse ülke hukuklarında farklı tartışmalar mevcuttur. Bunları kısaca açıklamamız gerekirse;

 

Topluluk Tasarım Hukuku’na göre iyi bir tasarım, iki temel unsur içerir; gereken işlevi yerine getirebilmesi ve estetik görünmesi. Bazı tasarımlarda amaçlanan estetik görünmeleriyken bazı tasarımların tasarlanma aşamasında estetik bir kaygıdan söz edilemez. Bu nedenle, Topluluk tasarım mevzuatı, normal kullanımda görünmeyen parçalara tasarım koruması sağlamamaktadır.

 

Bazı yazarlar bundan, salt işlevsel zorunluluk taşıyan must fit tasarımların korunabilir olduğunu sonucunu çıkarmaktadır. Ancak bu yanlış bir analizdir. Topluluk Tasarım Hukuku ürünlerin görsel görünümüyle ilgilidir. Bir ürünün görünmeyen parçaları, Topluluk Tasarım Hukuku’ndaki korumadan yararlanamaz; çünkü kimse, bu parçaların neye benzediğini önemsememektedir. Eğer yazarların düşündüğü gibi yasa tamamen işlevsel zorunluluk taşıyan must fit tasarımları korumak için tasarlanmış olsaydı tasarımın görünmez yönlerini korumadan çıkarmak mantıklı olmazdı. Çoğu zaman tasarımcı, bir tasarımı gerçekleştirirken hem işlevsellik hem de estetiğe önem verecektir. Bazı durumlarda ise işlevsellik, tasarımcı için ön planda olacaktır. Çünkü işlevselliği yüksek bir tasarım ortaya çıkarmak her tasarımcı için önemlidir. Bu da ürünün görünümünü büyük ölçüde belirleyecektir. Estetik kaygılar taşımadan yapılan bir tasarımda, tek önemli olan ürünün iyi çalışması ise, bu durumda tasarımsal açıdan korunması gereken hiçbir şey yoktur. Topluluk Tasarım Hukukunda bu yaklaşım “no-esthetic consideration theory” olarak adlandırılmaktadır.

Bu teorinin istisnası ise “multiplicity-of-forms theory” dir. Formların çokluğu teorisi olarak bilinen bu teori, bazı Alman yazarlar tarafından savunulmaktadır. İngiltere, İspanya ve Fransız mahkemeleri tarafından da uygulanmıştır. Bu teoriye göre, işlevsel bir tasarım, aynı teknik fonksiyonu başka bir formda veya biçimde de sağlayabiliyorsa, koruma altına alınabilir. Topluluk Tasarım Hukuku’na göre bu teori çok istisnai durumlarda uygulanabilecektir. Bu istisnanın amacı, tasarım yasalarının teknik çözümler üzerinde tekel hak sağlamak için kullanılmasını önlemektir. Teknik bir çözüm en az iki alternatif yöntemle sağlanabiliyorsa tasarım korumasından yararlanabilecektir. Ancak bu yaklaşım birçok ülke mahkemesi tarafından yavaş yavaş terkedilmektedir. Türk hukukunda ise, alternatif bir form sağlanabiliyorsa teknik zorunluluğun varlığından bahsedilemeyeceği görüşü hakimdir.

 

“Must match” parçalar yedek parçaların işlevselliğine değil daha çok görünüşlerine bağlıdır. “Must Match”, karmaşık bir ürünü orijinal görünümünde düzenlemek için şekilleri olan parçaların sınıflandırmasıdır. Bu gibi parçalar tasarım korumasından yararlanabilir. “Must fit” parçaların teknik işlevsel kısmı karşılaması gerekmez, ancak  tek tip bir görünüm hazırlamak için yedek parça olarak alternatif olmadan da tamponlar, ızgaralar veya araba kapıları gibi talep odaklı olurlar.

Yedek parça, kırılmış, hasar görmüş veya yıpranmışsa, örneğin bir kazadan sonra ancak tamir için kullanılıyorsa, örneğin otomobili yenilemek için kullanılırsa, bu yedek parça istisna kapsamına girmemelidir. Buna ek olarak, “orijinal görünümüne geri döndürülebilmesi için” şartı, sadece üretici veya yetkili satıcı tarafından sağlanan araçla ilişkilidir, ancak bir önceki sahibinin yarattığı farklı bir görünümle ilgili değildir.

Sonuç olarak, mevcut uygulamalar göz önüne alındığında çok az sayıda yedek parça, fiilen “must fit ” ve “must match” hükümlerine tabi olmaktadır.

Bununla birlikte; 6769 sayılı Kanun istisnanın kapsamını eşdeğer parça koruması ile genişletmiştir. 6769 sayılı SMK’nın 59. Maddesinin 5. fıkrasına göre: “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yayımlanan eşdeğer parçaların 4. fıkra kapsamında ve tasarımın piyasaya ilk sürüldüğü tarihten itibaren 3 yıl içinde kullanımı tasarım hakkının ihlali sayılmaz.”

Söz konusu bu yeni düzenleme ile eşdeğer parçaların üretildiği sektörlerin gelişmesi ve tüketicilerin bu ürünlere daha ucuz erişebilmesi sağlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, eşdeğer parçaların üretimine birleşik ürüne orijinal görünümünü yeniden kazandırmak üzere onarım amacıyla ve bu parçaların kaynağı konusunda yanıltıcı olmamak şartıyla imkân tanınmaktadır. Ancak bu eşdeğer parçaların; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan aşağıdaki listeyle belirleneceğini belirtmek isteriz.

Teknik açıdan belirli şekilde olması gereken ürünlerin, tasarımları tasarım korumasından yararlanamazlar çünkü ayırt edicilik kriterini taşımamaktadırlar. Buna ek olarak teknik açıdan belirli bir şekle sahip olması gerekli olan parçalar da tasarım koruması kapsamına girmeyecektir.

 

Sonuç olarak;

Yeni kanunumuzdaki düzenlemeler ile AB hukuku ve uygulamalarının Türk hukukuna uyumu sağlanmakla birlikte, Türkiye’de yedek parça üreten yan sanayinin gelişmesinin önündeki engellerin kaldırıldığı düşünülmektedir. Bu sayede hem Türk ekonomisine katkı sağlanması hem de istihdamın arttırılması amaçlanmıştır.

Otomotiv sektörü, “motorlu taşıtlar ve tüm parçalarının” üretildiği ana ve yan sanayi kollarından oluşan büyük bir sektördür. Hızla küreselleşmekte olan bu sektörde rekabet de aynı şekilde büyük yoğunluk kazanmaktadır. Bu sektör, tüm sanayileşmiş ülkelerde ekonominin lokomotif sektörlerinden biri olmakla birlikte birçok sektörle de yakın ilişki içindedir. Bu nedenle yapılan değişikliklerin güçlü bir otomotiv sektörü oluşturma konusunda destek olması hedeflenmiştir.

Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde görüldüğü üzere, Avrupa Devletleri’nin geneli incelendiğinde hala bir fikir birliğine varılamamıştır. Bazı ülkeler yedek parçalar için tam koruma sağlarken, bazıları koruma dışında tutmaktadır. Bir kısım ise konuyu kendilerine özgü olan ulusal hukuk çerçevesinde değerlendirmektedir. Aşağıda, günümüzde devletlerin hangi ilkeyi benimsediğine ilişkin bir harita verilmiştir:

Tablo: Antonio Andrade, Spare Parts- The Past, the Present and the Future, OHIM 10 Years Community Design Report

 

Günümüzde Belçika, İrlanda, Lüksemburg, İtalya, Letonya, Macaristan, Hollanda, İspanya, İngiltere Bulgaristan, gibi ülkeler yedek parçalar için tasarım koruması sağlamıyorken, Romanya, Portekiz, Fransa, Almanya, Avusturya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, İsveç, Finlandiya, Estonya, Litvanya, Sırbistan, Kıbrıs, Danimarka yedek parça tasarımlarına tam koruma sağlamaktadır.

 

Öte yandan yedek parçanın tasarım olarak korunması hususundaki istisnayı Yunanistan, Türkiye ve Makedonya oluşturmaktadır. Yunanistan tasarımlarını korumak için otomobil üreticilerine 5 yıllık bir süre tanırken Türkiye aynı durumda 3 yıllık bir koruma sağlamaktadır. Ancak bu noktada Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yukarıda yer alan listesinde bulunan eşdeğer parçalara 3 yıllık koruma dahi sağlamadığını da tekrar hatırlatmak isteriz.  Bu bağlamda uyum çabaları günümüzde de devam etmektedir.

 

Bu durumda halen uluslararası alanda tasarım korumaları hakkında fikir birliği sağlanamadığı göz önüne alınırsa, serbest ve etkili ticaret fikri ile tasarım hakları korumasını nasıl dengeleyeceğimiz konusu büyük bir soru işareti olmaya devam etmektedir.

 

Ancak her ne kadar yapılan bu değişikliklerin otomotiv sektörünün işleyişini rahatlatmak için yapıldığı görülse de uygulamada nasıl sonuçlar doğuracağı ilerleyen günlerde daha net anlaşılabilecektir.

 

Av.Nihan Esendal
Av.Gözde Eker

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir