Son Düzenlemeler Işığında Çalışan Buluşları

10 Ocak 2017 tarihi itibariyle hayatımıza giren Sınai Mülkiyet Kanunu, pek çok yeniliği beraberinde getirmiş ve şüphesiz ki fikri haklar ekosistemine yeni bir soluk kazandırmıştır. Yükseköğretim kurumlarında gerçekleştirilen buluşlar, kamu destekli projeler ve çalışan buluşlarına ilişkin düzenlemeler de öne çıkan yeniliklerden biridir.

Her ne kadar kanun hükmünde kararnamelerin yürürlükte olduğu dönemde, Sınai Mülkiyet Kanunu’ndaki gibi çalışanlar tarafından gerçekleştirilen buluşlara makul bir bedel ödenmesi gerekliliği ve bedelin tespitinin yönetmelik ile belirleneceği hükmü yer almış olsa da, herhangi bir yönetmelik yürürlüğe girmediği için makul bedelin tespiti ve bedelin ödenme şekli konusundaki boşluk, firmaların kendi bünyesinde yayınladıkları yönerge ve yönetmelikler, yazılı iş süreçleri ile iş sözleşmeleri kapsamında doldurulmaktaydı.

Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girmesini takiben 29 Eylül 2017 tarihinde yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren “Çalışan Buluşlarına, Yükseköğretim Kurumlarında Gerçekleştirilen Buluşlara ve Kamu Destekli Projelerde Ortaya Çıkan Buluşlara Dair Yönetmelik” ile çalışan buluşlarının hesaplanma ve ödenmesine ilişkin belirsizlik ortadan kalkmış, yöntem ve ilkeler asgari koşullara bağlanmıştır.

Yönetmelik, işveren tarafından buluşa ilişkin hak talebinde bulunulduğunda çalışana gerçekleştirilecek iki farklı ödemeden bahsetmektedir. Bunlardan ilki teşvik ödülüdür. İşveren, buluşa ilişkin tam hak talebinde bulunmuşsa, net asgari ücretten az olmamak üzere çalışana bir teşvik ödülü vermek durumundadır. Bir diğeri ise buluştan elde edilecek kazanç üzerinden yapılacak ödemedir. Bu tutarın tespiti için kullanılan formül ve katsayılar, çalışanın iş ve görev tanımları ile buluşa katkısını da dikkate almaktadır. Bununla birlikte asgari ücretin net miktarının 150 bin katını aşan tutarlar üst limit olarak belirlenmiş, diğer bir deyişle işverenin buluştan elde edilen kazanç ödemesi çerçevesinde bu tutarın üstünde bir ödeme yapma zorunluluğunun olmadığı hükme bağlanmıştır.

Hesaplama yöntemleri, süreç ve ödemeler ve benzer hususlara ilişkin ilkeler belirlenmiş olmasına rağmen şüphesiz ki daha önce benzer nitelikli bir düzenleme olmaması, kanun ve yönetmeliğin nasıl yorumlanacağı ve nasıl uygulanacağı konusunda pek çok soruyu da beraberinde getirmiştir. Örneğin, buluş bildirim formu iletilmiş fakat henüz hak talebi bildirimi yapılmamış buluşlar için buluş bildirim tarihi esas alınarak eski uygulamanın mı yoksa hak talebinin tebliğ tarihi esas alınarak yeni uygulamanın mı dikkate alınması gerekeceği belirsizdir. Benzer şekilde, yönetmelik yürürlüğe girmeden önce yapılan ödemelere karşı yeni yönetmeliğin asgari şartları çerçevesinde itiraz edilip emsal teşkil etmesinin talep edilip edilemeyeceği tartışma konusudur. Her ne kadar her bir somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilecek olsa da, geçmişe yürümezlik ilkesinin esas olması ve bu yönetmeliğin sadece yürürlüğe girdikten sonra başlayan süreçler için geçerli olması gerektiğini düşünmekteyiz.

Bu belirsizliklere rağmen, kanun ve yönetmeliğin yorumu her ne kadar yargı kararları ile şekillenecek olsa da işletmelerin bazı temel unsurları göz önünde bulundurması ve organizasyonel altyapılarını revize etmesi gerekliliği kaçınılmazdır. Açık ve objektif biçimde ilkelerin belirlendiği sözleşmeler, şirket iç yönergeleri ile yönetmeliğe uygun hazırlanmış buluş bildirim formları ve işleyiş süreçleri atılması gereken önemli ve öncelikli adımlardan bazılarıdır. Zira yine yönetmeliğin 26. maddesi çerçevesinde çalışanlarla işverenler arasındaki sözleşmeler ve belirlenen bedelin hakkaniyetle önemli ölçüde bağdaşması gerektiği ilkesinin, sözleşme serbestisinin dahi önüne geçme ihtimali olup, işverenin tüm çalışanlara objektif, adil ve eşitlikçi ilkeler belirlediğini vurgulayabilmesi önem arz edecektir.

Yeni düzenlemelerdeki belirsizliklerin giderilmesi sürecinde işveren ile çalışan arasındaki denge sosyal ilke ve politikalar çerçevesinde sağlanmaya çalışılırken, Türkiye’nin ekonomik dinamikleri ve kalkınmanın anahtarı olarak AR-GE faaliyetlerinin teşvik edilmesi gerekliliğinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu dengenin sağlanabildiği ölçüde, hayata geçirilen uygulamaların ekosisteme göz ardı edilemez katkısı olacaktır.

Korcan Dericioğlu

İş Geliştirme ve Danışma Kurulu Üyesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir