Çağı Yakalamanın Olmazsa Olmazı; Fikri Haklar

Son 20 yıl içerisinde ticaret hayatında, belki de son 100 yıl içinde hiç olmadığı kadar büyük değişimler gerçekleşti. Bilgi çağına girilmesi ve globalleşme tüm yaşamımızı etkilerken; bilgi, deneyim ve tecrübelerimizin tohumlarını oluşturduğu fikirlerimiz, başarılarımızın tohumları haline geldi ve rekabet gücü kazandıran ürünleri hayatımıza kattı. Rekabet gücünün anahtarı ise inovasyon olarak yaygın bir kitle tarafından kabul görmeye başladı ve şirketler yenilik yarışında rakiplerinden her zaman bir adım önde olma telaşına kapıldı.

Sanayi devrimi ardından, seri üretime geçilmesi ile taklit riski doğmuş ve böylelikle fikri haklar sistemine ilk kez merhaba denilmişti. Yukarıdaki tüm gelişmeler sonucunda ise, fikri haklar sistemi çok daha ciddi an­lamda önem kazandı. İnovatif olan, özgün olan, fark yaratan ve böyle­likle şirketleri bir adım öne konumlandıran tüm değerleri tespit edip tanımlayabilmek ve ardından koruyabilmek başarının olmazsa olmazı haline gele-rek, şirketlerin stratejik planlarında yerini aldı.

Sanayi devriminden günümüze Batı’da adım adım, ihtiyaçlar doğrultusunda geliştirilen ve oturan bu sistem daha sonra Uzak Doğu ülkeleri tarafından da hızla kendi ihtiyaçları ve çıkarları doğrultusunda adapte edildi. Sistemin açıkları bulunarak, hem açıklardan faydalanıldı ve teknolojik gelişmelere hız verildi, hem de Batı’ya karşı güçlü bir karşı atak yapılarak onlardan da ileri bir zihniyet benimsenebildi. Bu zihniyet ile birlikte, uluslararası pazarda hem teknolojik ürünleri hem de bilgi birikimleri ile söz sahibi olur bir noktaya geldiler ve stratejik planlarına fikri hakları en üst düzeye eklediler.

Ülkemiz için ise, biraz geç kalınmış bir farkındalık algısı yavaş yavaş iş yapış biçimlerimize yansımaya başladı. Global pazarda var olabilmenin zorunluluğu olarak karşımıza çıkan bu kurallar, göz ardı edilemeyecek noktaya geldi ve artık ülkemiz yöneticileri de fikri haklar alanında minik adımlar atmaktan çıkıp konuyu irdelemeye ve anlamaya başladılar.

Çünkü, yukarıda sözü edilen tüm bu değerlerin tespit edilmesi ve korunması için geliştirilmiş fikri haklar sistemi, uluslararası boyutta; pek çok devlet kurumunu, uluslararası sözleşmeleri, koruma türlerini ve krit­erlerini içeren oturmuş ve kökleşmiş bir sistem olarak karşımıza çıkıyor. İstisnai ülkeler dışında; üretim, pazarlama ve satış ağlarınızın olduğu tüm ülkelerde güven ortamının mümkün olduğunca oluşturulabilmesine ve haklarınızı aramamıza olanak ancak bu şekilde sağlandığından; işbirliği yapılan tüm paydaşlar kendini güvende hissedebilmek adına sağlam bir fikri haklar desteği talep ediyorlar.

Haklardan faydalanma ise, hak sahibinin iradesine bırakılıyor. Tüm yükü hak sahibinin üzerine bırakan sistem, yükü bırakırken ise hak sahibine haber vermiyor. Ülkemizde irili ufaklı, köklü veya yeni kurulmuş şirketleri ayırt etmeksizin tecrübe edilen hikayelerde; hak sahibi, korunması gereken değerlerinin, olası risklerin farkına başına bir olay gelene kadar varamadığı için gereken önlemleri zamanında alamıyor. Hatta kimi zaman en değerli buluş veya tasarımlarını pek çok ülkede topluma mal etmiş, bilmeden serbestçe kullanımının yolunu açmış oluyor ve rakipleri durduramıyor. Prosedürler gereği belki bazı işlemler yapılıyor ve bazı patent belgeleri, marka veya tasarım tescilleri elde ediliyor ama şirket stratejileri ile uyum­lanmadan, hedeflere hizmet etmeyen bir nitelikte oluyor.

Tüm bu koşullar göz önünde bulundurulduğunda tarafımızca önemle önerilen yaklaşım, öncelikle fikri haklar sisteminin şirket hedeflerine nasıl hizmet edeceğine karar verilmesi ve bu doğrultuda stratejilerin belirlenmesi oluyor. Stratejiler doğrultusunda da bir fikri haklar yapılandırmasına gitmek ge-rekiyor. Bu yapılandırma, yeni bir fikir ya da buluş veya tasarım söz konusu olduğunda nasıl davranılması gerektiğinin kural ve prosedürlerini oluştururken; pazara, işbirliği yapılan tüm paydaşlara ve rakiplere karşı davranış biçimlerini de belirliyor.

Strateji netleştikten ve değerli fikir ürünleri tespit edildikten son­ra; gizli tutma, işbirliği yaparken kullanma, marka, patent, faydalı model ve tasarım tescili için belge sürecini başlatma kararları şekilleniyor. Alınan kararlar sonucunda elde edilen haklar; du­ruma göre bir kendini savunma aracı, duruma göre bir caydırma, geri püskürtme ve engelleme aracı olarak görev yapıyor. Klasik anlayış olan bu kılıç – kalkan anlayışının ötesine de geçen stratejiler kapsamında fikri hakları kullanmak ise ondan en büyük verimi aldırıyor. Fikri haklar; bir prestij unsuru, bir pazarlık aracı, yatırımcı için bir teminat, teşviklerden faydalanmak için bir araç, şirket değerini arttıran bir değer ve tüm dünya buluşlarına dair analiz imkanı sağlayan bir intelligence kaynağı olarak da karşımıza çıkıyor.

Özetle; çağı yakalamak hatta önüne geçmek için olmazsa olmaz fikri hakların da olmazsa olmazı, konuyu doldurulması gereken bir belge ve bir evrak süreci olarak görmekten çıkıp, şirket stratejilerine hizmet eden bir araca dönüştürmekten geçiyor. Bu zihniyeti en üst yönetimden, en alt kadrolara kadar yaymadan ise inovatif bir dünya markası olmak günümüz global pazarında oldukça zor görünüyor.

 

*Kıraça Holding Kurumsal Dergisi K-Mag’de yayınlanmıştır.