Çin’de Markaları Koruma Mücadelesi

Avrupa Topluluğu Marka Derneği’nin geçen hafta Sicilya Palermo’da yapılan toplantısında Çin ile mücadelenin yolları bir kez daha vurgulanarak detaylarıyla paylaşıldı. Toplantıda paylaşılan istatistiklerden biri ise, 2010 yılında Avrupa’ya giren taklit ürünlerin %85’i Çin’den geliyor olmasıydı. Üstelik bu taklit ürünlerle mücadele edebilmek de oldukça zor. Mücadeleden sonuç alabilmekse, kiminle mücadele ettiğimizi anlamakta yatıyor.

Göz önünde bulundurulması gereken ilk faktör: Çin’de, ilk başvuranın marka sahibi olduğu bir sistemin işliyor olması. Gerçek hak sahibinin hakları değil, ilk başvuran ve tescil edenin hakları savunuluyor. Eğer yeterince hızlı davranamayıp, markanızın tescili için başvuru yapmamışsanız, markanızdan çıkar sağlamak adına başvurana 3 ay içinde itiraz ederek durdurmanız gerekiyor. Çünkü tescil belgesi eline geçtikten sonra dava süreçleri ile durdurmanız oldukça zor. Bu noktada Çin’de ticaret yapmaya başlamadan önce ya da Çin taklit piyasasının dikkatini çekmeden önce, mutlaka başvuru yapmanız gerekiyor.

Çin’de markalarını kaptırmış ve dava yolu ile de durumu çözememiş pek çok dünya devi marka söz konusu; Hermes markası da bunlardan biri. Bu markalardan kimisi önceden tescil edene, yılda 200 BİN dolar tutarlarında lisans ücretleri dahi ödemek durumunda bırakılmışken, bir tanesi 4 MİLYON euro ceza ödemek durumunda kalmış.

İkinci önemli konu da; Çin’de kullanım zorunluluğu bulunmaması. Bu sebeple, gelecek planlarınızı da göz önüne alarak; sınıf tercihlerini mümkün olduğunca geniş tutmak gerekiyor. Bütçeniz uyarınca; markanız için olası en geniş korumayı sağlayarak gelecek planlarınızı gönül rahatlığı ile yapmanın önünü açmak atılacak diğer bir önemli adım.

Sınıf tercihi açısından önemli konulardan bir diğeri ise, Çin’in kendine özgü bir sınıflandırma sistemi olması. Bu sınıflandırma sistemi uyarınca, Madrid sistemi ile gelen başvuruları; kendi görüşleri doğrultusunda, kendi sistemlerinde karşılık gelen bazı sınıflara oturtuyorlar. Bu durumu takip edip, eğer markanın sınıflarının kapsamından hoşnut kalınmazsa ulusal bir başvuru daha yaparak, tüm gerekli sınıflarda alınması gerekiyor. Yoksa asıl korumak istediğiniz sınıfta, kendinizi korunmuyor bulabiliyorsunuz.

Başka bir önemli tavsiye ise, Çin’de markalarınızın halkın dilinde de tescil edilmesi. Çünkü halk siz onların dilinde yazsanız da yazmasanız da kendi takma isimlerini takıp, o isimle markanızı anmaya başlıyorlar. Sonrasında da bir uyanık gidip o markanın tescilini yapıyor ve sıkıntı başlıyor. Çin’de 100 lehçe var. Kuzey Çin lehçesi olan Mandarin ulusal dilleri fakat 6 ana lehçe mevcut. En yaygın dillerden biri de Güney Çin lehçesi olan, Kanton lehçesi. Ulusal veya yaygın olan bu lehçelerde bir karşılık seçmek mümkün iken, birkaç lehçeyi içeren bir kombinasyon yapmak da iyi olabiliyor. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de kimi lehçelerin soldan sağa, kimi lehçelerin ise sağdan sola okunuyor olması. Bu durumda ise, her iki yönden de okunduğunda markanın doğru mesajı vermesi gerekiyor.

Çin’in taklit piyasası her geçen gün daha fazla beceri kazanıyor. Artık; ürünü taklit etme becerilerinin yanı sıra, idari ve hukuki olarak kendilerine avantaj sağlayacak yollara başvurup, üstüne gerçek hak sahibinin de borçlu çıkarak önlemler almaya başladılar. Bu noktada kiminle karşı karşıya olduğunuzu bilen biriyle stratejik plan yaparak hareket etmek çok önemli hale geliyor. Önlem alarak hareket edenleri dahi tuzağa düşüren bu sistemde, önlem almaya da pek alışık olmayan yapıda bir ülke olduğumuz için, AMAN DİKKAT diyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir