EMBRİYOLARIN YAŞAM MÜCADELESİ

Alman nörobiyolog Prof. Dr. Oliver Bruestle’nin 1997 yılında patent aldığı “embriyodan kök hücre” buluşu sadece bilim dünyasını ikiye bölmekle kalmadı. Amerikan senatörlerinin de tepkilerini topladı.
Buluşa ilk karşı çıkan Greenpeace grubu, mücadelesini dava açarak başlatmıştı. Dava, sonrasında Alman Yüksek Mahkemesi’ne yönlendirildi ve son olarak Avrupa Adalet Divanı’nda ele alındı. Dava sonucunu heyecanla bekleyen bilim adamları ve ilgili kişiler, Greenpeace’in lehine çıkan karar sonucunda fikir ayrılığına düştüler.
Greenpeace’in bu davayı kazanmasının tüm insanlık lehine bir gelişme olduğunu söyleyenler; bu buluşun hastalıkların tedavisinde çok yardımcı olduğu düşünülse dahi, henüz dünyaya fiili olarak gelmemiş fakat yaşam fonksiyonları birkaç günlüğüne bile olsa başlamış bir canlının yaşamına son verilmesinin ahlaki açıdan kaldırılamayacağını belirtiyorlar.
Hayvanlara verilen zararların gündem yarattığı, canlıların haklarının korunması gerektiğinin savunulduğu bir ortamda, türünün hastalıklarının tedavisi için yine kendi türünden bir canlıyı yok etmesi kabul edilebilir olmadığını da ekliyorlar.
Bu görüşleri Avrupa Adalet Divanı da aldığı kararın gerekçesinde destekliyor ve “Blastokist evresindeki (Bu evrede hücreler daha hızlı bölünmeye, kendi genomlarından yapıtaşları sentezlemeye ve aktif olarak yer değiştirmeye başlarlar.) insan embriyolarından kök hücre elde edilmesiyle ilgili işleme patent verilemez. Embriyolara tedavi ve teşhis amacıyla yapılan ve embriyolar için yararlı olan işlemlere patent verilebilir ancak bilimsel araştırma için kullanımlarına patent verilemez.” diyor.
Kök Hücre Patenti savunucuları, ortaya çıkan sonuçların insanlık için yararlı olduğunu ve bazı hastalıkların (körlük, Parkinson, kalp hastalığı gibi) tedavisinde büyük ilerleme kaydedilmesine imkan vereceğini söylüyorlar. Kullanılan embriyoların zaten atılmak üzere olanlar arasından seçildiğini ve bu nedenle herhangi bir canlının hayatına müdahale etmediklerini de ekliyorlar.
Bilim alanında atılan bu büyük adamın göz ardı edilemeyeceği aşikar, ancak ilerde kötü niyetli kişilerin bu durumdan rant sağlamaya çalışmasından korkan karşıt görüşlüler bu açıklamanın yeterli olmadığını ve konuyla ilgili bir çözümün de üretilemeyeceği kanısındalar.
Bazı bilim adamları ise; uzun yıllar süren araştırmalarında harcadıkları zaman ve maddi masraflarının meyvelerini Amerika ve Çin’deki firmaların toplayacağını düşünerek şevklerinin kırıldığını ileri sürüyorlar. Bilmedikleri nokta ise izin veren diğer ülkelerde dilerlerse patent başvurusu yapabilecekleri. Fakat iddiaların aksine, zaten Amerika’da da bu konuyla ilgili bir başvuru yapılamıyor çünkü Amerikan Başkanının 19 Eylül 2011 tarihinde imzaladığı America Invests Act’ın 33. maddesine göre; insan organizmasına yönelik olan veya ondan elde edilen hiçbir buluş patent alamıyor.
Bu karşıt görüşlerin tartışıldığı ortamda iki soru karşımıza çıkıyor. Kötü amaçlı insanlardan korkulduğu için gerekli bilim araştırmalarının yapılması engellenmeli mi? Kendi haklarını koruyamayacak durumda olan canlıların kullanılarak yok edildiği bir buluş gerçekten patent alabilir mi? Bilim adamları ve karar mercileri bu iki sorunun cevabını verirken uzun süreli tartışmalar olacak gibi gözüküyor ama nedense bilimin sınırsız olanakları unutuluyor ve sanki bu hastalıklara tek çare embriyolardan elde edilebilirmiş gibi ürkütücü bir hava yaratılıyor.

Kaynaklar: CNA, Patentology, The IPKat, Deutsche Welle, www.ntvmsnbc.com, www.globalpost.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir